Monday, February 20, 2017

Product Management - Ürün Geliştirme Hakkında

Ürün geliştirme süreçlerinde bulunacaklar için aşağıdaki süreçleri takip etmek, başarıya ulaşma şansını artıracaktır. Ürün geliştirme süreçlerini 8 adımda sıralayabiliriz:

1. Target Audience - Hedef Kitle


Genelde büyük kitlelere odaklanıyoruz. Örneğin; Linkedin Sales Navigator yapılırken kolaylıkla, bu ürün ABD pazarındaki bütün satış uzmanları içindir diyebilirsiniz. Ancak ilk aşamada daha alt odak gruplarına yönelmek daha doğrudur. Örneğin B2B satış personelleri, B2C lerden daha öncelikli deyip, ilk kırılımı burada yapabiliriz ve sonrasında yine alt kırılımlara yönelelebiliriz. Burada asıl amaç, hedef kitlenin ihtiyaçlarını iyi anlamak ve eldeki ürünle bunu nasıl eşleştirebilirim konusunda çözüme gitmek


2. Problem You are Solving - Sorun Çözme


Çözümümüzden bağımsız olarak, sorunun net olarak tanımını yapmamız gerekiyor. Çözmek istediğimiz sorunu net bir şekilde ifade etmeliyiz. Nice to have yerine need to have; bu ürüne sahip olursam güzel olur yerine, benim bu ürüne ihtiyacım var dedirtmeliyiz. Şu benzetmeyi kullanabiliriz; ürününüz bir vitamin mi olacak yoksa bir ağrı kesici mi? Ürünümüzün bir ağrı kesici olarak konumlanması, başarı için önemli olacaktır.

3. Value Proposition - Değer Önerisi

 

Değer önerisi demek, ürünlerinizin özellikleri demek değildir.  Ürünün kullanıcı için sunduğu değer olarak görülmelidir.

4. Strategic Differentiation: Stratejik Farklılaşma

 

Burada dikkat edeceğimiz nokta, ürünümüz var olan diğer çözümlerden, ikame diğer seçeneklerden, neden 10 kat daha iyi. Bunu sağlayacak farklılığımız var mı sorusuna verecek somut cevaplarımız olmalıdır. Burada neden 10 kat olmalının altında yatan sebep ise; insanlar sizin ürününüz, var olan üründen daha iyi diye sizin ürününüzü kullanmayacaklardır. Alışkanlıklar kolay kolay bırakılmaz. 10 kat  ve üzeri bir değişiklik, fayda sağlama, insanların alışkanlıklarını bırakması anlamına gelecektir. Hedeflememiz gereken nokta 10 kat iyileşme olmalıdır.

5. Competition - Rekabet


Ürününüzle ilgili direk veya endirek rakipler olabilir. Eğer hali hazırda var olan bir pazara giriş yapıyorsanız; rakipleriniz direk rakip, yeni bir sektör ve teknoloji alanına giriş yapıyor iseniz, rakipler endirek rakip olarak tanımlanmaktadır. Ürünümüzün rakiplere kıyasla ne tür iyileştirmeler sağladığını net bir şekilde ortaya koymalıyız.

6. Acquisition Strategy - Müşteri kazanma stratejisi

 

Bir ürün yaptığımızda kullanıcılar bu ürünü kullanmak için kapımızda beklemeyeceklerdir. Bu bağlamda net b ir müşteri kazanım stratejisi oluşturmamız gerekecektir. Peki en iyi müşteri olacağını düşündüğümüz kitlenin ilgisini nasıl çekeceğiz? Bunu yaparken, en düşük maliyetli çözümün ne olacağını nasıl bulacağız? Bunun yanı sıra 1 müşteri edinme maliyetini, 1 müşterinin ürün kullanma süresini ve yaşam boyu değerini bilmek, büyüme içni olmazsa olmazlardır.

7. Monetization Strategy - Üründen gelir etme stratejisi

 

Ürünümüz ile ilgili öncelikle bir tane gelir etme etme stratejimiz olmalı. Mümkünse 2. bir alternatif de oluşturmalıyız. Burada kendimize soracağımız sorular, "Müşteriler bu ücreti ödemeye ne kadar istekliler?", "Ödeme yapmadan önce bizi nelerle kıyaslayabilirler?" olmalıdır.

8. KPI (Key Performance Indicator) - Performans Değerlendirme

 

Ürünümüzün başarılı olup olmadığına dair, bazı ölçümleyeceğimiz başlıklar, metrikler belirlememiz gerekiyor.  "Başarı; bu metriklerin hangi değerlere gelmesi ile sağlanmış olur?" sorusunu doğru bir şekilde yanıtlamamız gerekiyor. Örnek olarak sahip olduğumuz müşteri sayısı, yaptığımız ciro şeklinde örneklendirilebilir. Ürünün yaşam sürecinde bu değerlerdeki iyileşme ve kötüleşmeler, başarı kriteri olarak belirlenebilir.


Sachin Rekhi en önemli tavsiyelerinden biri olarak, ürün yapılırken, inovasyon(yenilik) yapılan alan sayısını mümkün olduğu kadar sınırlı tutmalıyız diyor. Yukarıda belirtilen 8 maddenin tamamında yenilik yapmak yerine, sadece bir veya birkaç başlıkta yenilik yapmayı tercih etmeliyiz. Kalanlar için ise en iyi ve genel olarak kabul gören, endüstri kullanımları uygulayabiliriz. Endüstri standartlarını uygulamak bile oldukça zor  ve kolay olmayan bir süreç. Örneğin kullanıcı kazanımı için SEO (Arama motoru optimizasyonu) yapmak istemeniz bile oldukça önemli bir iş yükü getirecektir.




Google Map ürün örneğinden yola çıkarsak; Google Map piyasaya çıkmadan önce en popüler ürün Map Quest adlı üründü. İçerdiği bilgi ise son derece fazla ve yeterli idi. Daha sonra ise Google Map yeni bir ürün çıkardı ve sadece 1 alanda yenilik yaptı. Google Map ürünü için yaptığı en büyük yenilik, sayfayı yenilemeden, hızlı bir şekilde haritayı yakınlaştırmak ve uzaklaştırmak, istediğimiz yere hızlıca harita üzerinden ulaşabilmekti. Sadece 1 yenilik yaparak Map Quest adlı son derece popüler bir ürünü yok etti. Buradan öğreneceğimiz şey, ürünü farklılaştırmadır.


Bir başka örneğimiz ise Tesla. Tesla ilk defa elektrikli araba üreten şirket değildi. Ondan önce elektrikli araba üreten bir çok firma vardı. Tesla ilk ürününü lüks tüketim segmenti için, yüksek performanslı elektrikli arabalar üreterek çıkardı. Fakat daha sonra bu lüks segmentinin hemen altında yer alan hedef kitle için de yeni bir ürün çıkardı ve satış rakamlarını ciddi olarak artırdı.

Ürün geliştirme ile ilgili diğer bir önemli konu ise tasarımdır. Ürünün faydalı ve kullanılabilir olması, kullanıcının güzel bir deneyim yaşamasına sebep olacaktır. Ürünü tasarlarken, müşterinin bulunduğu duygusal durumu anlamaniz ve ürünü o şekilde tasarlamanız, faydalı olacaktır. Örneğin bir PC ye kıyasla MAC bilgisayarların güzel tasarımı yüzünden insanlar bu ürünleri, oturma odalarına koyup, diğer evlerine gelen arkadaşlarına gösterme psikolojisinde oldular.


Persona Oluşturmak


Persona tanım olarak bir ortak bir segmente dahil olan, ortak amaçları, sorunları, davranışları, duyguları olan kişiler demektir. Ürününüzü geliştirme aşamasında hedef kitleniz için birkaç persona oluşturmanız gerekiyor. Bu personalar oluştuktan sonra, ürün geliştirme takımında olanlar bu kişilerle görüşmeli, ürünü bu doğrultuda şekillendirmelidir.

Ürün kullanımı konusunda bir örnek ise; Instagram ve resim filtresi. Ürünün filtre özelliği ile, kullanıcıların sıradan resimlerini bazı filtrelerden geçirerek paylaşmaya değer hale getirdiler. Bu ise kullanıcı deneyimini iyi analiz etmelerinin bir sonucu idi. Kişilerin fotoğraf paylaşma güdüsünü anlayıp, bu fotoğrafların da en iyi fotoğraflar olmasını istediklerini iyi çözümlemişlerdi.

Execution - İcra Etmek; Yapmak

 

Vizyonların ve stratejilerin hayata geçmesi için, planlanların uygulamaya geçip, yapılması gerekiyor. Zamanımızın %60'ını bir ürünü yapmaya harcamıyor isek, yanlış yapıyoruz demektir. Ne kadar büyük vizyonumuz, stratejimiz olursa olsun, süper bir bir ürün tasarımımız olursa olsun, sürekli execute edip, ürünü geliştirmiyor isek, bunların hiç bir önemi yoktur. Bütün fikirleri ve hayalleri, tasarımları, hazır bir ürün haline getirmedikten sonra, sonuca ulaşamamışız demektir.

İyi de execution dediğimiz şeyi nasıl yapacağız sorusuna şu şekilde verebiliriz. Bir Execution döngüsü çevçevesi üzerinden işleri ilerletebiliriz.

1. Hipotezi tanımla
2. Hipotezi geçerli kıl
3. Öğrendiklerinin sonucunda, yeniden (tekrarlı) yapacaklarını uygula.

Bütün bu süreçleri gerçekleştirirken, hızlı hareket etmek, sonuç açısından oldukça önemli. Bu kısımda yaşanan en büyük engel noktası ise, karar alıcı kişinin kim olacağıdır. Takımdaki herkesin düşüncelerini söylemesi çok önemli ancak, son karar alıcı kim olacak? Kararı kimin alacağı, kimin bu kararlarda etkili olacağı, kimin kararın gelişmesine katkıda bulunacağı gibi kısımlar ise, işi oldukça karmaşık hale getiriyor. Bu durumda önemli olan konu, ufak takımlarda karar alıcı bir kişinin belirlenmesi ve herkesin bu kişiyi bilip, ona göre davranması. Büyük takımlarda ise, hangi konularda kimin karar alacağının net bir şekilde belirlenmesi ve ona riayet edilmesi, oldukça etkili bir çözümdür.

İyi bir proje yöneticisi, sıfırdan çok iyi fikirler bulan kişi demek değildir. Ekipteki her kişinin, fikirlerini alıp, bunları harmanlayıp, ortaya çok iyi bir fikir koyandır. Bu sayede ekipteki bütün herkes de kendini değerli hissedecektir.



Videonun tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=huTSPanUlQM























Sunday, February 19, 2017

The Eisenhower Matrix - Nasıl Daha Verimli Çalışabiliriz?

The Decision Book adlı kitaptan ilgimi çeken ve oldukça faydalı olacağını düşündüğüm bir konuyu ele almak istiyorum.



Eski Amerika başkanlarından Dwight Eisenhower'a göre, çok acil verilmesi gereken kararlar; çok nadir olarak, büyük öneme sahip olmaktadır. Eisenhower zaman yönetimi konusunda ustalaşmış bir kişidir. Gerektiğinde ve zamanında bitirilmesi gereken bütün işleri, bitirme yeteneğine sahiptir. Eisenhower metodu, neyin önemli ve neyin acil olduğunu ayırt etmemizi sağlayan bir yöntemdir.

Masamıza yeni bir iş geldiği zaman, bu işi Eisenhower yöntemine göre ilgili alana konumlandırıp, sonrasında nasıl ilerleyeceğimize karar verebiliriz. Bizler genellikle, hem acele hem de önemli olan işlere odaklanırız ve bir an önce bunların bitirilmesi konusunda çaba sarf ederiz. Fakat şöyle bir durum oluştuğunda nasıl hareket etmeliyiz? Önemli ama, acil olmayan bir iş var; ancak bununla ne zaman ilgilenmeliyim? Önemli işleri, acil yapılması gereken bir iş haline gelmeden, hangi zaman diliminde ele almalıyım? İşte bu soruların cevabı, stratejik ve uzun zamanlı kararlar almamızda yatmaktadır.



Zaman yönetimi konusunda diğer bir yöntem ise, milyarder Warren Buffet'ın uyguladığı yöntemdir. Bu yönteme göre bugün yapılmasını istediğimiz her şeyin listesini yapmalıyız. Listenin en yukarısından, sırası ile bağlayıp, tamamlandıkça bir sonrakine geçmeliyiz. Biten işlerin üzerini çizerek, tamamlandığını belirtmeliyiz.




Tuesday, February 14, 2017

Takımınız Göreve Uygun Mu?


Geçtiğimiz günlerde, The Decision Book: Fifty Models for Strategic Thinking adlı bir kitabı bitirdim. Kitap belirli konularda bazı çerçeveler sunarak, karar aşamasında bu çerçeveleri kullanarak doğru kararlar nasıl alabileceğinizi anlatıyor. Genel olarak basitleştirilmiş şemalar üzerinden gittiği için ise oldukça faydalı.

 

Buradan edindiğim ve önemli olduğunu düşündüğüm bir konu hakkında ayrıntı vermek istiyorum.

Bir takım kurmak istediğinizde; bu takımda yer alacak kişilerin yeterli olup olmadığını, istediğimizi gerçekleştirip gerçekletiremeyeceğimizi; varmak istediğimiz noktaya bu takımla varıp varamacağımızı nasıl anlayabiliriz? Bu takım bir futbol takımı, şirketlerde belirli bir işi yerine getirmeye çalışan bir takım veya hayır işleri yapan bir kurumda para toplamayı hedefleyen bir takım olabilir. Aslında takımın nasıl bir takım olduğunun çok önemi yok.

Aşağıda grafik ile örneklendirdiğimiz yapı, takımları değerlendirmeniz için ciddi bir kolaylık sağlayacaktır. Bir projeyi hayata geçirmek için gerekli olan yetenekleri, uzmanlıkları, kullanılması gereken kaynakları tanımlamamız gerekmektedir. Bu projenin gerçekleşmesi için, olmazsa olmaz olarak tanımlayacağımız niteliklerin neler olacağını da not etmeliyiz. Dolaylı  (sadakat, motivasyon, güvenilirlik) ve direk işle ilgili olan (bilgisayar bilgisi, meslek bilgisi, yabancı dil bilgisi) özellikleri ise ayırmakta fayda var.

Belirlenen bu özellikler için ise bir puan sistemi oluşturmamız gerekiyor. Örneğin yabancı dil bilgisi için 0-10 arası bir puanlama yapmanız durumunda, sizin için 5'in kritik eşik olduğunu belirlemenizde fayda var.

Daha doğru bir değerlendirme için ise takım arkadaşlarınız kendilerini, belirlediğiniz kriterlere göre puanlandırabilirler.

Aşağıdaki resimde bu bağlamda yapılmış bir örneği görebilirsiniz. Sizin de kendi takımınız için böyle bir çalışma yapmanızda, alacağınız sonuçlar için fayda olacağını düşünüyorum. Yeni takımlar kurulurken ise, bu çerçevede hareket etmek, geleceği tahmin etmede güzel fikirler verecektir.



Sunday, January 1, 2017

Yiyecek Seçimleri ve Beynin Etkisi

Neuroeconomics alanında çalışmalar yapan Prof. Todd Hare tarafından, diyet yapan kişiler üzerinde şöyle bir araştırma yapılıyor. Diyet yapmayan gruba şekerleme ürünleri, patates cipsleri içeren sağlıksız ürünler ve sonrasında ise elma, portakal, brokoli gibi sağlıklı ürünler gösteriliyor. Aynı yiyecekler diyet yapan farklı bir gruba da gösteriliyor. Ardından bu gösterilen yiyecekleri  puanlamaları isteniyor. Yiyeceklerin puanlama konuları ise; lezzet ve sağlık açısından faydası. Deneyin sonunda ise yemek istedikleri şeyi seçmeleri isteniyor.






Deney sonucunda ise diyet yaptığını belirten grupta, brokoli ve portakal gibi sağlıklı olan ürünlerin diğer ürünlere göre daha fazla seçildiği gözlemleniyor. Burada asıl ölçümlenen konu ise beynin karar verme aşamasında hangi bölümleri kullandığı. Lezzet ve sağlıklı yemek kararları beynin farklı bir bölgesinde veya aynı bölgesinde ele alınıp, değerlendirilip, çıktı üreteliyor olabilir. Yapılan FRMI (beyin fonksiyonlarının görüntülenmesi) sonucunda ise iki kararın aynı bölgede verildiği görülüyor.



Elde edilen çıktılar ise şu şekilde değerlendiriliyor;

Diyet yapmayan insanlar beynin ilgili bölgesinde sadece yiyeceğin tadına bakarak yeme kararlarını veriyorlar.  Diyet yapan insanlar ise aynı anda lezzet ve yiyeceğin sağlıklı olup olmadığına bakarak karar veriyorlar. Diyet yapan kişilerin yedikleri yemeğin sağlıklı olup olmadığını düşünmeleri, onların kararlarını değiştirmesine sebep oluyor.

Öneri olarak ise bir yiyeceği yemeden, o yiyeceğin sağlıklı olup olmadığı konusunda bir puanlama yapılması öneriliyor. Bu puanlamanın kişilere güçlü bir şekilde vurgulanmasının, olumlu yiyececek kararları vermede ciddi bir etkisinin olacağını iddia ediliyor.

Not: Konu hakkındaki ana fikirler, Dan Ariely'nin Blame Brain for Food Choices isimli podcasti üzerinden edinilmiştir.





Friday, December 2, 2016

Shoe Dog - Nike ve Kurucusunun İlginç Hikayesi



Shoe Dog Nike firmasının kurucusu Phil Knight tarafından yazılmış ve oldukça etkiliyeci bir biyografi kitabı. Kitabı okuduğuz zaman Phil ve Nike hakkında çok ilginç bilgiler öğreniyorsunuz. Aşağıda bunlardan bazılarını kısaca özetlemeye çalışacağım.

Phil'in okul zamanları büyük bir tutkusu var. Dünyada farklı yerleri ziyaret etmek. Bunlar arasında İstanbul, Roma, Nairabi, Tokyo gibi çok farklı kültürlerde yer alan şehirler mevcut. Kitabında İstanbul seyahati ile ilgili ksıa bilgiler bile aktarıyor.

Phil bir çok büyük şirket kurucusunun olduğu gibi Stanford tozu yutanlardan. Yüksek lisansını Stanford Üniversitesinde yapmış.

İşe ilk başlama noktası ise Japonya merkezli bir firma olan Onitsuka Tiger'dan ürün alarak, bunları Abd içerisinde satmaya başlaması. Bir kaç ayakkabı ile başladığı bu yolculuğa, sayıları artırarak devam eder. Ancak ödemeleri önden yaptığı için, sürekli kaynak sıkıntısı ile karşı karşıyadır. İlk başta babasından aldığı 5000 dolarlar, sonrasından babasının kefil olduğu ufak banka kredileri yetmemeye başlar.



Sonrasında Onitsuka firması (ismini kurucusunun adından alır) Abd pazarında başka dağıtımcıları devreye almayı düşünür. Phil ise Japonya'ya yaptığı seyahatler sonrasında, tanıdığı bir Japon aralığı ile daha ucuza üretim yaptırabileceği başka firmaların varlığını da öğrenir. Sonrasında ise Onitsuka Tiger ile yollarını ayırır ve kendi markasını oluşturur. İlk aşamada logosu için $35 lık bir yatırım yapar, tam beğenmese de, hızlı ve daha fazla masraf yapmamak adına, bu logo ile ilerlemeyi seçer. Hızlıca tanınmış sporculara sponsorluk ile kendi ayakkabılarını giydirmeye başlayarak büyümesini hızlandırır. O zamanlar pazarın en büyük firması Adidas olarak bilinmektedir. O zamanlardan kastımız 1970 lerin başı.

Kitaptan öğreneceğimiz çok strateji ve ilginç hikayerler var. Son olarak ise şunu belirlelim;

Sıfırdan başladığı yıllarda pazarın en güçlü oyuncuları Adidas ve Pumaydı. Şu anda ise Nike'ın Abd'deki pazar payı %21 Adidas'ın ise %3.5. Nike'ın global satışları 32 milyar dolar, Adidas'ın 19 milyar dolar. 2020 tahminleri ise pazar payının %27 olacağı yönünde. Utangaç bir girişimci için rakamlar ilham verici. Kitabı herkese tavsiye ediyorum.

Kaynak: https://www.statista.com/topics/1243/nike/ 

 


Wednesday, July 13, 2016

Kötü Haberler ve Sorunlar




Şu aralar Ben Horowitz'in "The Hard Thing About Hard Things: Building a Business When There Are No Easy Answer" adlı kitabını okuyorum. Ben Horowitz; Opsware isimli yazılım şirketini 2007 yılında 1.6 milyar dolara HP'ye satmış bir girişimci. Şimdilerde ise yatırımcılık ile uğraşıyor.

 
Kitabın henüz %25 lik kısmını okumama rağmen çok etkilendiğimi ve oldukça yol gösterici olduğunu söyleyebilirim. Şirketinin 3 haftalık nakitinin kaldığını, batmaktan kıl payı kurtulduğunu ve çok zor günler geçirdiğini, bunlardan nasıl kurtulduğunu tüm içtenliği ile özetlemiş. Ek olarak; sonuçta bazı önerilerde bulunduğunu söyleyebilirim.

Bunlardan bir tanesi; çalışanların şirketteki kötü haberleri ve sorunları  yayması ile ilgili. Ben Horowitz, kötü haberler getiren çalışanlarınızı önemseyin ve gerekirse onları ödüllendirin diyor. Sorunların özgürce tartışıldığı ortamda, sorunların çözümüne hızlıca ulaşılabileceğini belirtiyor. Sorunların üzerinin örtülmesi, o konuyla ilgili herkesi hayal kırıklığına uğratabiliyor. Size sürekli sorunlardan bahseden insanları asla cezalandırmayın ve ödüllendirin, felsefesine sahip olmamızın önemine vurgu yapıyor.


Konuyu ise şöyle bir açıklama ile örneklendiriyor. İş dünyasında; çözüm öneriniz yoksa, sürekli sorunları dile getirmeyin diye eski bir yönetim anlayışı vardır. Eğer çok büyük bir sorun ortada varsa ve bunu o çalışan çözemeyecek durumda ise, size bunu dillendirmeğinde neler olabileceğini düşündünüz mü? Örneğin, pazarlamasını yaptığınız üründeki ciddi bir sorunu mühendisiniz görür, ancak bunun nasıl düzeleceğini bilmediğinden dolayı, size bunu dillendirmez ise, neler olabileceğini düşündünüz mü? Bu sorunun, halının altına süpürülmesinin sizi uğratacağı zararları hayal edebiliyor musunuz?

Bu sebeple yöneticilerin, insanların özgürce düşüncelerini söylebileceği, sorunları dillendirebilecekleri bir ortam oluşturmaları son derece önemli. Büyüyen şirketlerden alınacak derslerden bir tanesi sadece bu.


İlgili açıklamaların olduğu sayfayı aşağıda bulabilirsiniz.








Tuesday, June 7, 2016

Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi - İsmail Cem

İsmail Cem'in, Osmanlı tarihi ile beraber yakın Türkiye tarihini anlattığı, 1970 yılında kaleme aldığı ve Türkiyeli'yim diyen her kişinin okuması gerektiğini düşündüğüm kitap. Adı Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi.




Kitap ilk olarak Osmanlı zamanında tımar ve sipahi sistemini, ordunun nasıl kurulduğunu; bireysellik yerine, birlik düzeninin nasıl bir imparatorluğu ileriye taşıdığını anlatıyor. Günümüz şartlarından çok farklı olan bu yapıda kültür ve geleneklerin ve İslam'ın da etkisi anlatılıyor.

Kanuni'den sonra oluşan yapının, bireyselciliğin yükselmesi, ordu yapısının bozulması ve isyanlar; bir sonraki aşamada gayet akıcı şekilde anlatılıyor. Sonrasında Batı dünyasında oluşan gelişmeler ve bunun Osmanlı üzerindeki yansımaları, Osmanlı'nın kendini yenileyememesi ve eldeki başarılı sistemi iyi idrak edememesi önemli bir nokta olarak anlatılıyor. Bu başarılı sistemin temel taşlarına koyulan dinamitler, kişilerin ve ve mevki sahiplerinin  kayırılması sonucunda ise, dış etkilerle bir imparatorluk sona eriyor.

Sonrasında ise Türkiye'nin kuruluşu gerekli reformlar ve bazı atılamayan adımlar anlatılıyor. Cumhuriyet döneminde elde edilen dönüşümün olumlu yanlarının yanı sıra, ekonomik olarak çok ciddi yol alamadığımızı anlatan bazı örnekler mevcut. Sonrasında ise, İthalat - İhracat oranımızın nasıl değiştiği, batılı devletlerin kapitalist ve sadece kar odaklı girişimleri ve bizim verdiğimiz tavizler,  yaptığımız hatalar gayet güzel örnekler ile anlatılıyor.

Ek olarak kolay yoldan para kazanmaya, montaj ve ticarete odaklanmamız, sanayıye gerekli yatırımı yapamamamız ve yine konut sektörü, başarısızlığımızın temel sebepleri olarak öne çıkmakta.





Aşağıda ise kitaptan ufak bir örnek vererek; herkesin okumasını tavsiye ediyorum.


Çin'in petrol konusunda geçirdiği tecrübe bizim açımızdan  hayli ilgi çekicidir. Çin'i gezen Türk gazetecilerinden Oğuz Akkan'a Çin petrol enstitüsünün müdürü şu bilgiyi vermektedir: "İhtilalden önce ünlü İngiliz, Fransız, Amerikan şirketleri çeşitli bölgelerimizi kapatmış, petrol aramaları yapmış, kuyular açıp petrol bulamamış, aldıkları olumsuz sonucu bize bildirmişti. İhtilalden sonra Sovyetler Birliği( Romanya ve Çekoslovakya'dan teknisyen ve mühendis ekipleri getirterek petrol gücümüzü anlamak istedik. Bu ekiplerin içinde en başarılısı Çekler oldu. Sebebi de şu: Ruslarla Romenler, Çin'in çeşitli bölgelerine dağılıp araştırma yaparken, Çek ekibi başka yerde vakit kaybetmeden hemen batılı şirketlerin geçmişteki sondaj bölgelerine gidip  'verimsizlikle' nitelenmiş topraklarda araştırma yaptılar; 'kör' kuyuları tekrar incelediler. Aldıkları sonuç şaşırtıcıydı: Bu kuyuların %75'inde Batılılar petrol bulmuş fakat hemen kuyuyu körletip durumu bizden gizlemişlerdi. Bulunup gizlenmiş petrolü kısa zamanda ortaya çıkaran Çek ekibi tabiatıyla  öteki ekiplerden daha faydalı oldu"