Tuesday, April 10, 2018

Ne Diyoruz Ne Anlıyoruz - Kıskançlık

Programda konuşulanların kısa bir özetini geçmeye çalışacağım;

Kıskançlık kelime olarak kısmak ile ilgilidir. Gıpta etmek, haset etmek, öykünmek gibi farklı şekilleri vardır. Kıskançlık genel anlamda olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Gıpta etmek ve öykünmek ise olumlu anlamdadır. Kıskanma elimizde olmayan bir şeye sahip olmak, elde etmek anlamında da kullanılabilir.

Süleyman'ın huzuruna iki tane kadın gelir. Bu iki kadın da yakın yerde ve aynı zamanda çocuk doğururlar. Bu kadınlardan biri uykuya dalıp, çocuğunun üzerine kapanır ve çocuk ölür. Bunun ardından, çocuğu ölen kadın ölü olan çocuğunu, diğer uyuyan kadının çocuğuymuş gibi onun yanına koyar ve canlı çocuğu alır. Sonrasında ise Süleyman karar vermek durumunda kalır. Süleyman ise çözüm olarak, sağ kalan çocuğu ortadan ikiye ayırın ve iki tarafa bir parçasını verin der. Bu durumda gerçek anne hemen atlayarak, hayır diye itiraz eder. Sessiz kalan kadın; kıskançlık ve bende yok onda da olmasın mantığı ile sessiz kalır. Bu durumda gerçek anne ve sahte anne ortaya çıkmış olur. Burada kıskançlık duygusu ile çok zor bir konu çözüme kavuşmuş olur.

Kıskançlık duygusunun dışarı nasıl vurulduğu da önemlidir. Diğer kişiye zarar verecek boyutlara getirmek yerine, eksik ve yetersiz olduğum özellikleri nasıl giderebilirim, diğer kişi neler yaparak bu duruma geldi diye düşünüp, biz neler yapabiliriz diye düşünmek faydalı olacaktır.

Jealous kelimesi kıskançlık, envy kelimesi ise haset etmek anlamında kulanılmaktadır. İngilizce etimoloji anlamında bu farkı bilmemiz iyi olur. Kıskandırmak kelimesi ise İngilizce dilinde direk bir kelime olarak bulunmamaktadır. Bu durumun bizde olup, onlarda olmaması kaynaklı olabilir. Teşhircilik ve gösteriş daha fazla doğu toplumlarında görülmektedir diye düşünüyoruz.

Mahremiyet Anadolu'da toplumsal olarak kıskançlık ile korunur. Kendimizde olanı, dışardakilerden gizleme dürtüsü ile korumaya çalışabiliriz.

Haset; kişinin yetersiz olduğu konuların, kendisinden daha fazla şeye sahip olan kişi üzerinde; niye onda var da bende yok düşüncesinin bulunmasıdır. O ne yaptı bunu elde etmek için, ben ne yaptım bunu elde edememek için, sorusunu sormuyoruz. Bu soruyu sormak, bizi doğru yere kanalize edebilir. Bende ne eksik, bunu nasıl gidebilirim diye düşünmeye başlarsak, kişisel gelişime yol açabiliriz.



Sunday, April 8, 2018

Inside The Tornado - Geoffrey Moore Kitap Özeti

Kitap Crossing the Chasm ile bazı benzerlikler göstermekte ve pazarlama konularını ele almaktadır.


Compaq firması sıfırdan bir milyar dolarlık satış hacmine beş yıldan daha az bir sürede gelmiştir. Atari firması 1977'den 1982'ye kadar her yıl iki kat büyüyerek 50milyon$ gelirden 1.6milyar$ gelire ulaşmıştır. Bu firmaların ve benzerlerinin sırrı paradigma kayması olarak adlandırılır. Yeni bir ürün kategorisinin ortaya çıkması ve tahmin edilemeyen faydalar sağlanması ile bu tür başarılar elde edilmektedir. İnsanlar yeni bir ürünü kullanmaya kolay kolay başlamazlar ve alışkanlarınlarından vazgeçemezler. Belirli bir kitle ise bu ürünün kullanıldığını görmeden bu yeni ürünü kullanmaya başlamazlar.

İş dünyasında çok hızlı değişiklikler olmakta ve biz kendimizi bu durumlara göre ayarlamalıyız. Pazarlama kitlelerini şu şekilde adlandırabiliriz;

1. Innovators: En son teknoloji ile gelişmeleri takip edip, en yeni ürünleri hemen kullanmayı sevenler. Pazarlama açısından bu kişilerin parası yoktur ama diğer insanları etkileme gücü vardır.

2. Early Adapters: Vizyonerler olarak adlandırılırlar. Eski alışkanlıklarını bırakıp, yeni ürünlere kolay geçebilirler. Bu kişilerin parası vardır.

3. Early Majority: Toplu teknoloji satın alımı yaparlar. Alacakları ürün kendini kanıtlamış ise kullanırlar.

4. Late Majority: Tutucu kişilerdir. Fiyata hassas, çok talepkardırlar. Basitleştirilmiş sistemleri kullanırlar.

5. Laggard: Şüpheci kişilerdir. Teknoloji ürünleri için büyük potansiyel olarak gürülmemelidirler.


Pazarlama stratejisi olarak ürün pazarda kabul gördükten sonra elimizdeki niş alanları birer birer çoğaltmamız ve daha büyük kitlelere ulaşmamız gerekmektedir. Pazarda pragmatist olan kişiler pazar lideri olan firmaların ürünlerini kullanmak isterler ve ürünlerde hata olsa bile daha fazla ödemeyi göze alırlar.

Niş alan seçerken iyi olduğumuz niş alandaki kişilerin verdiği referansları dikkate almak ve o kişilerin niş sektörlerine bakmak avantajlı olacaktır.


Thursday, March 29, 2018

Bilgeis.net ve Liderlik Eğitimi



Odtü Avrupa Birliği kaynaklarını kullanarak güzel bir çalışma başlatmış.

https://bilgeis.net sitesi üzerinden çeşitli online eğitim videoları sunuyorlar. 2018 Mart ayı itibari ile 100 civarı eğitimi sistemlerine eklemişler.



Eğitimlerin içeriğini görmek için ilgili çeken konulardan birisi olan Liderlik eğitimini almaya başladım. İlk aşamada bölümlendirme ve kategori yapısı çok basit olmamasına rağmen biraz kurcalama ile kurs ayrıntılarına ulaşabildim. Daha önce Lynda ve Coursera gibi yerlerden farklı eğitimler aldığım için, onlara kıyasla geri aşamada olmadıklarını söyleyebilirim. Eğitimlerin içeriği doyurucu; arada sordukları quizlerle ve yaptıkları sınavlar ile öğrenmeyi de pekiştirmişler. Bu açıdan da gayet olumlu.

Liderlik eğitimi ile ilgili ilk iki modül; genel liderlik türleri ve liderde olması gereken özellikleri içeriyordu. Üçüncü bölüm ise liderlerin karşılaştığı zorlukları ve çözüm önerilerini içeriyordu. Liderler hataları tespit ederek, bu hataları ortadan kaldırmalıdır.

Liderlerin karşılaştıkları zorluklar;

- Ofis içi uyuşmazlıklar
- Kriz ve kaos durumları
- Sıkıntı ve yorgunluklarla mücadele etme
- Farklı insanları ortak amaçlar için bir araya getirme
- Kaynak sınırlılığı
- Çalışanların kaygı ve stresinin kontrol edilemeyecek düzeye yükselmesi

Ofis içerisinde oluşabilecek negatif konuşmalar, çalışma ortamına yansıyabilmektedir. Bu durumda İnsan Kaynakları birimi ile ilgili bölümden sorumlu kişiler çözüm adına strateji geliştirebilirler.

Çözüm önerileri;

- İnsanlara verdiğiniz bütünlüğünüzün ve bağlılığınızın bir göstergesi olarak benimseyin.
- Söyledikleriniz ve yaptıklarınız tutarlı olmalıdır. Kendiniz sigara içerken, sigara içilmemesini nasihat etmemelisiniz. Örnek davranışlar sergilemelisiniz.
- Bilginizi kullanın ve vereceğiniz sözler için seçici olun.
- Tutamayacağınız sözler vermeyin.
- Anlamlı sözler ve kararlar verin. Bunları insanlarla paylaşmaktan çekinmeyin.

Bana sorunlarla gelmeyin diyen bir lider, etkin bir lider değildir. Sorunlardan kaçmayın ve bunları birikim olarak görün. Çözülen her sorun sizi bir adım ileri götürecektir.

Konuyu ise güzel bir çin atasözü ile noktaladı. "Değişim rüzgarı gelince aptallar duvar örer, akıllılar yel değirmeni yapar."

Projenin sonunda ise bir ödev gönderilmesini istiyor. Bunu iletenlere ise sertifika verildiği belirtiliyor. Böyle bir değerlendirme sisteminin olması ve bunu belgelendirme imkanı sağlaması da son derece faydalı. Zamanlar diğer eğitimleri de almaya çalışacağım.

Not: Ödevi yapıp gönderdikten sonraki 4 gün içerisinde cevap geldi. Ödev onaylanmıştı ve puanlanmıştı. Akabinde ise online bir pdf dosyası şeklinde sertifika almaya hak kazandım.



Tuesday, March 13, 2018

Mutluluk




Soru:

Sevgili Dan;

Kendini mutlu hissetmeni sağlayacak ufak numaraların var mı?

Cevap:

Bir seferinde, eşimin benim haklı olduğumu söylediği bir an oluştu. Bu anda eşimin sen kaydını aldım. Bu çok nadir gerçekleşen bir durumdu. Sonrasında bu ses kaydını eşim beni aradığında çalan ses dosyası olarak ayarladım. Beni her aradığında benim haklı olduğumu onun ağzından duymaya başladım. Bu durum sadece o an değil, sürekli mutlu hissetmemi sağladı :)


Wednesday, March 7, 2018

Orta ve Uzun Vadeli Yatırımcı Olmak



Dan Ariely'ye günlük köşesinde sorulan sorulardan bir tanesi;

Soru:
- Yakın zamanda hisse senedi alma girişimim oldu. Borsada çok iyi kazananlara baktığımda hisse senedi alıp, uzun süreler boyunca arkasına bakmayan kişiler olduklarını gördüm. Kendimi bir kaç saatte bir portföyüme bakmaktan nasıl alıkoyabilirim?

Cevap:
- Merak, bilmediğimiz şeyleri öğrenme isteği konusunda bize zaman ve efor harcatmaktadır. Portföyümüz hakkında düşündüğümüz zaman, meraklanmaktayız. Portföyümüzün ne durumda olduğunu bilmemek ise can sıkıcıdır. Merakımızı gidermek için ise, portföyümüze bakmaktayız. Bunu yapınca ise daha fazla hisselerimiz ve portföyümüz hakkında düşünmeye başlar ve kısır bir döngüye gireriz ve daha sık bakma girişiminde bulunmaya başlarız.

Burada önemli konu, merak döngüsünü ortadan kaldırmamızdır. Bunun çaresi ise düşüncelerimizi başka bir alana  yönlendirmemizdir. Örneğin aklımıza hisselerimiz geldiğinde, konuyu futbol ya da dondurma gibi sevebileceğimiz farklı bir alana kaydırmalıyız. Merak dürtüsü oluştuğu anda bunu hemen giderecek hamleler yapmamalıyız. Örneğin önümüzdeki 6 hafta boyunca sadece gün sonunda veya daha ideali cuma günleri piyasa kapanışında bakabiliriz. Bu sayede kendimizi eğitecek ve sürekli ekran başında olmamızı engelleyeceğiz. Bu sayedede merak döngüsünü kırmış olacağız.



Sunday, March 4, 2018

Şirket Kültüründe Hesap Verilebilirlik İnşa Etme


İyi bir lider takımına hesap verilebilirlik özelliğini kazandırmalıdır. Takımın performansı ve hedeflere ulaşabilmek için dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan birisidir. Hesap verilebilirlik ve sorumluluk sahibi olmak farklı şeylerdir. İlerleyen süreçte bu farkı da vurgulayacağım. Takımımızdan beklentimizi net bir şekilde belirtmeli ve buna paralel olarak teşvik, ödül ve ceza senaryolarını da planlamış olmalıyız. Bunları topluca ele alarak, şirket içerisinde bir hesap verilebilirlik kültürü oluşturabiliriz.



İlk olarak hesap verilebilirlik ne demek ve bunun bize sağlayacağı davranış değişikliği ne olabilir konusunu ele alabiliriz. Hesap verilebilirlik kavramı bir dış gücün bizim üzerimizdeki etkisi olarak ele almalıyız. Yaptığımız şeylere göre ödül veya ceza alabileceğimiz senaryolarla karşılaşmamızı sağlayan durumları içerir. Liderler hesap verilebilirliğin ayarlamasını kendileri yaparlar. Bunun yapılmaması düşük performansa sebep olabilir. Kişiler işlerini teslim etmeyebilir. Eğer çalışanları hesap verebilir halde tutmaz iseniz, kişilerin moral durumları ile ilgili bazı meseleler ortaya çıkabilir. Performansı yüksek olan kişiler, performansı düşük olan kişilere bakıp, bu kişiler hesap vermiyor, ben neden veriyorum, ben de vermemeliyim gibi düşüncelere kapılabilir. Bu gibi durumlarda hayal kırıklıkları oluşabilir, kişiler bulundukları takımlardan ayrılmak isteyebilir. Bu durumun oluşması, liderin saygınlığını kaybetmesine de sebep olur. Hesap verilebilir olmak, önemli ve öncelikli konuları ele almak ve bu işleri sonuçlandırıp, teslim etmekle ilgilidir. Eğer kişileri hesap verilebilir hale getirebilirseniz, onları denetlemeye gerek kalmayacaktır. Şöyle bir örnekle devam edeyim. Büyük bir departmanda 4 milyon dolarlık bir telekom altyapısı kurmak üzere görevlendirilmiştim. Projeden sorumlu IT yöneticisinden; zamanında, kaliteli ve istenilen bütçede kurulum yapabilmesi için üreticiyi hesap verilebilir kılması beklenmekte idi. Amaç projenin bütçesinde, zamanında ve istenen kalitede gerçeklemesi idi. İlk kurulumda bazı şeylerin iyi gitmediğini duydum ve IT yöneticisine sorduğumda, her şeyin çok iyi gittiğini söyledi. Süre ilerlediğinde ise projenin zamanında bitmeyeceğini anladım. Sonuçların böyle olmasından ise ben sorumlu idim. Sabah 6 da uçağa binip, ilgili iş sahasına gittim. Üretici firmanın çalışanları ile beraber işin zamanında bitebilmesi için çalışmaya başladım. İş gecikmeli olarak yapıldı. Hedeflenen bütçe tutturulmuştu. İş aynı zamanda istenilen kalitede olmuştu. Bu durumdan IT yöneticisini sorumlu tuttum. Bunun kendisine bazı bedelleri oldu. Sonrasında ise istenilen davranış değişikliği gerçekleşti ve sonraki projeler istenilen şekilde ilerlemeye başladı.


Bizler kendimizi hesap verebilir olarak görmeliyiz. Kime ve hangi konuda hesap verebilir olduğumuzu düşünmeliyiz. Kendi yaptığımız işin yanı sıra, takımımızın yaptığı işle ilgili de hesap verebilir durumda olmalıyız. Bu durum, onların işini yapacağımız anlamına gelmemektedir. Bu kişilere uygun sonuçları iletmeleri için hesap verebilir olmalarını iletmeliyiz. İşi teslim etme ile ilgili sorun olursa, onların yanı sıra biz de hesap vermeliyiz. Şu soruları kendimize sormalıyız. Diğerleri benim ne yapmamı istiyor? Hangi sonuçları teslim etmemi bekliyorlar? Kime karşı hesap vereceğiz? Ekibimize karşı ne tür bir hesap vereceğiz? İstenen sonuçları elde edebilmeleri için, gerekli kaynakları onlara vermekten sorumluyuz. Onlara koçluk ve liderlik anlamında yol gösterici olmalıyız. Aynı zamanda patronumuza karşı da hesap verebilir durumda olmalıyız. İş ve takım arkadaşlarımıza karşı da  hesap verebilmeliyiz. Bu konu ile ilgili geniş düşünmeliyiz. Müşterilere karşı da hesap verebiliriz. Elde edeceğimiz sonuçlar, şirketin performansını etkileyecektir. Hastane yönetiminde üst düzey bir yönetici ile çalışmakta idim. Kendisinin bir takım hesap verilebilir olduğu kişiler vardı. Takımına, patronuna ve şirkete karşı hesap verebilir durumda idi. Takımı direk hastalarla ilgili bir iş yapmasa da, hastalara karşı hesap verebilirdi. Yaptığı işin sonuçları, hastalar üzerinde etkiye sahipti. Hastanedeki diğer personellere karşı hesap vermesi gereken durumlar vardı. Hastaneye dışarında gelen fizik tedavi uzmanlarına karşı hesap verebilirdi. Kendimizin hesap vereceği kişileri ve durumları belirlemek için kendimize şu soruları sormalıyız. Eğer benden beklenen işleri yapmaz isem, bu durumdan olumsuz etkilenecek ve üzülecek olanlar kimler? Eğer işimi doğru şekilde yaparsam, bundan kimler mutlu olacak? Bana yapmam gereken işleri kim teslim etti ve iletti? İşleri kimler için  yapmam istendi?  Kimlerin bize karşı hesap verebilir olduğunu ve bizim kimlere karşı hesap vereceğimizi belirler isek, teslim edilen işlerin sonuçlarında iyileşme olacaktır.


Hesap verebilir olmak ve sorumlu olmak arasındaki farkı iyi anlamamız gerekiyor. Hesap verebilirlik dış güçler ile ilgilidir. Lider, verilen görevlerin gerçekleşmemesi durumunda bazı durumların oluşabileceğini iletir. Gerçekleşmesi durumunda ise, bazı ödüller verebilir. Sorumluluk ise içsel bir durumdur. Takip edilmediğiniz zamanlarda size güvenilmesi anlamına gelmektedir. Böyle durumlarda kendi kendimizi ödüllendirebilir veya cezalandırabiliriz. Hesap verebilir olmaktan, sorumlu olmaya; dışsal etkilerden içsel motivasyona dönüş yaparak işleri yapmaya başlarsak, bu takımımız için olumlu bir sinyal olacaktır. Bu durumda kişiler kendilerini hesap verebilir olarak görmeye başlayacaklardır. Bundan sonrası için onlara ne yapmalarını gerektiğini söylemeden, kendiliğinden sorumluluk almaya başlayacaklardır. Böyle bir durumda insanları takip etmek yerine daha fazla bitmiş iş görmeniz olasıdır. Kişiler siz söylemeden işleri yapmaya başlayacak ve bu takımın moral ve motivasyonunu da artıracaktır. Bu geçişi yapmaları için insanları cesaretlendirmeliyiz.


Bir lider olarak takımınızdan görmek istediğiniz davranışları modelleme yapmamız gerekmektedir. Kişiler liderlerinin her hareketini izlemektedir. Takım üzerinde hesap verilebilirliği gerçekleştirmek ve doğru kültürü kurma açısından davranışlar çok önemlidir. İyi işler yapıldığında ben yerine biz demeniz, yanlış işler yapıldığında ben demeniz veya biz demeniz veya tam tersi söylemler takım üzerinde bir etki yapacaktır. Ekip üzerinde yaptığımız etkiyi görebilmek için, ben veya biz söylemlerimizin sıklığına, hangi durumlarda bunları söylediğimizin farkında varmalıyız. Ayrıca bir hata yaptığımızda bunu hemen söyleyip, düzeltmek için bir şey yapıp yapmadığımızı düşünmeliyiz. Aynı zamanda takımımızdaki kişiler hangi durumlarda, ben veya biz söylemini kullanıyor konusuna dikkat etmeliyiz. Hatasını sahiplenip, onu düzelten kişileri övüp övmediğimize bakabiliriz. Hatayı ilerlettiklerinde onlara ceza verip vermediğimiz üzerine düşünebiliriz. Lider olarak yaptığımız bir hatayı ele alıp, takımımızın önünde bunu bilmelerini sağlayıp, tartışabiliriz. Şöyle bir hata yaptım, bu hatayı şu sebeple yaptım, bunu düzeltmek için ise şöyle bir şey yaptım diyebilmeliyiz. Sizler de benzer durumları yapabilirsiniz diye bu örneği yaptığınızı belirtebilirsiniz. Bu durumları sıklıkla yaparsanız ve hata yapan kişileri ve sahiplenenleri överseniz, takımınızın uzun vadede hesap verilebilirliğini artırmış olursunuz.


Eğer bizler nelerden hesap verebilir durumda olduğumuzu bilirsek, sonrasında ekibimizdeki kişiler için gerekli durumları belirleyebiliriz. Sonuçlar, teslim edilmesi gerekenler, yapılan işlemler bu kapsamda değerlendirilmelidir. Eğer siz onlara nelerden sorumlu olduklarını iletmez iseniz, başarılı olamama ihtimalleri vardır. Sizin beklemediğiniz bir şeyi teslim etmelerini bekleyemeyiz. Hedefleri tutturamazlar ise bir yaptırımımız olamaz, hedefleri başarırlarsa ise bir ödül sistemimiz olamaz. Kişiler sadece sonuçlardan değil, prensiplerden ve kültürden dolayı da hesap verilebilir olmalıdır. Örneğin çok hızlı büyüyen bir danışmanlık firmasında çalışıyorum ve onlar için doğru değerlere sahip olmak oldukça önemli. Bunu iş yaptıkları partnerlerden de beklediklerini söylemişlerdi. Bu bağlamda sene sonunda bir etkinlik yapıp, buna en uygun iş ortağını seçeceklerini ilettiler. Başarılı olanları ödüllendireceklerini ve başarısız olanları ise bazı durumların beklediklerini ilettiler. Bu gibi durumlarda ekibinizdeki kişilere nelerden dolayı hesap verebilir durumda olduklarını yazmalarını istemeliyiz. Sonrasında bizler o kişiler için nelerden dolayı hesap verebilir olduklarını yazmalıyız. Sonrasında iki listeyi karşılaştırıp, aradaki boşlukları tamamlamalıyız. Sonrasında ise takımın sorumlu olduğu ve hesap verebilir olduğu konuları bir liste haline getirmeliyiz. Sonrasında bunu şirketteki ve takımdaki diğer kişilere duyurmalıyız.


Kişilerin hesap verebilir olmalarını sağlamak için onları ödüllendirmemiz iyi bir seçenek olabilir. Kişilere bonuslar, terfiler verebiliriz. Ayrıca başarısızlık durumunda ise bir takım cezalar gündeme alabiliriz. Operasyon biriminde çalışırken hangi başlıklardan hesap verebilir olduğumuzu biliyorduk. Ciro ve müşteri sayısı hedefimiz vardı. Bir yıl hedeflerimizi tutturamadık ve hiç bir prim alamadık. Hayal kırıklığına uğradık ancak sebebini biliyorduk. Ertesi yıl hedeflerimizi tutturduk ve primlerimizi elde ettik. Bölüm olarak hedeflerimizi tutturamadığımız zaman, çok iyi performans gösteren arkadaşlarımız kişisel primlerini almışlardı. Kişileri teşvik etmenin tek yolu para değildir. Başarılı kişileri üst yönetimin önüne çıkarıp, onlara sunmak oldukça faydalı olabilmektedir. İstedikleri bir eğitimi aldırmak ve çalışmak istedikleri bir projeye yönlendirmek de etkili olmaktadır.



Liderler takım arkadaşlarını performanslarından ötürü, hesap verilebilir tutmalıdır. Sonuçlar ve performanslar hakkında geri bildirim verilmelidir. Kişiler hangi durumda olduklarını bilmeliler. Sene sonunda sürprizler karşılaşmamalıdır. Kişiler sonuçları elde edemediklerinde, onlara geri  bildirim vermeli, performans iyileştirme planları yapılmalıdır. Beklenen performansın altında kalan bir ekibin yöneticisi ile çalışmakta idim. Kişilerin hesap verecekleri konular oldukça net idi. Herkes ne teslim etmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Fakat bu gerçekleşmedi. Yönetici her kişi ile ayrı ayrı bir araya gelerek, sorumluluk alanlarının üzerinden geçti. Bu sayede beklentilerini ve hangi konuda hesap vermeleri gerektiğinin üzerinden geçti. Olumsuz sonuçlarda neler olabileceğini vurguladı. Bu ilk adımın ardından performans iyileşmesi oluşmadı. Koçluk ve geri bildirim verme aşamasına geçildi. Kişi yine gelişim göstermedi. Sonrasında ise bu kişi primleri kaçırdı. Sonrasında performans geliştirme planına dahil edildi. Bir lider olarak takımın performansını gözlemlemeniz gerekmektedir. Sonrasında ise bunu ekiple iletişim halinde olarak, onlara iletmeliyiz. Başarmaları için onlara fırsat  vermeliyiz.


Liderler takımlarındaki kişiler dahil bir çok kişiye hesap verebilir durumdadır. Liderler hedeflerin gerçekleşmesi için gerekli kaynakları sağlamalıdır. Zaman, para, onaylama, destek, üst yönetime görünme, engelleri kaldırma gibi konularda yardım sağlamalıdır. Liderin görevi takımın başarılı olması için onlara yardımcı olmaktır. Takımın başarılı olması için gerekli olan kaynakları vermeden onlardan sonuç istemek, çok doğru olmamaktadır. Liderler aynı zamanda takımın başarısından dolayı hesap verebilir durumda olmalıdır. Eğer takım başarısız olursa, lider de başarısız olmuş demektir. Lider takımla kendi arasında ve takımın kendi içerisinde güven sağlamalıdır. Bir finans şirketinde çalışırken, patronumuz 500 milyon dolarlık bir hedef ortaya koymuştu. Burada benim payıma düşen kısım ise 100 milyon dolardı. Sonrasında bunu takımlara ve alt hedeflere bölüp, 10,20,30 milyon dolarlık halinde alt takımlara ilettim. Hepimiz neyi teslim etmemiz gerektiği konusunda son derece nettik. Hedefleri tutturamadığımız zaman neler olacağını ve aştığımız zaman ödüller alacağımızı da biliyorduk. Çok iyi bir sene geçirdik ve hepimiz güzel primler kazandık. Hedeflerin üzerine çıkmıştık. Takımınızdaki kişilerin hesap verilebilir olduğunu garanti altına almalı ve hedefleri gerçekleştirmek için gerekli kaynaklara sahip olduğuna emin olmalıyız.


Şirket bazında hesap verilebilirlik kültürü inşa etmemiz, günlük yaptıklarımız ile ilgilidir. Bununla ilgili bazı kurallar ve davranışlar tanımlamalı sonrasında bunların davranış değişikliğine sebep olmasını sağlamalıyız. Bu tür değişiklikler akşamdan sabaha olmayacak ve oluşması zaman alacaktır. Şirketteki herkesin anlayacağı şekilde ifade edilmesine özen göstermeliyiz. Müşteri hizmetlerinin olduğu büyük bir departmanda çalışmakta idim. Müşterilerimize çok iyi servis sunma konusunda taahhütte bulunmuştuk. Şirket genelinde uymamız gereken bazı finansal yükümlülükler de bulunmakta idi. Bu bağlamda telefon ile müşterilerle iletişimde olan kişilere "bu müşteri için doğru olan mı" sorusunu kendilerine sormalarını istedik. Eğer cevap evet ise o andaki işlemi yapmaları, hayır ise başka bir çözüm üretmeleri beklenmekte idi. Bunun ardından çok iyi bir gelişme sağladık ve müşterilerimiz de bu durumdan memnun kaldı. Yaptığımız ufak bir değişiklik, zamanla çok olumlu sonuçlar getirdi. Başka bir çağrı merkezinde ise, müşterinin istekli olmasını aramamız gerektiğini söyledik. Bunu uygulamaya başladıktan sonra, müşteriler bize ödeme yapmak için yeni yollar bulmaya başladı. Diğer firmalar gibi ödeme yapma konusunda tehdit etmek ve sıkıştırmaktan uzaklaştığımız için olumlu sonuçlar almıştık. Değiştirmek istediğimiz davranışı belirleyip, bunun şirket değerleri ile uyumlu olduğuna kanaat getirip, uygulayabiliriz.


Markamız bizim en önemli varlığımızdır. Bu markadan dolayı hesap verebilir olmak, onu korumak ve değerli kılmak açısından kritik öneme sahiptir. Hizmet verdiğimiz müşterilere hesap verebilir durumda olmak, marka algısı açısından çok önemlidir. Herhangi bir kriz veya sorun durumunda nasıl davranacağımızı bilmemiz markamızı iyi konumlandırmaya ve korumaya olanak verir. Örneğin Johnson & Johnson firmasının bazı ilaçlarında sorun oluşmuştu. Marka paketlemede mi, belirli bir ürün tiplerinde mi, belirli bir bölgede mi sorun var diye araştırmayı derinleştirmek yerine; müşterilerimize karşı sorumluyuz dedi ve bütün ürünlerini geri çekti. Bunun çok büyük bir finansal külfet olduğunu bile bile. Bu hareket ile müşterileri arasında güven oluşturup, marka algısını korudular. Benzer durumları otomobil sektöründe sıkça görmekteyiz. Firmalar güven kaybetmek yerine, bu tür zararları göze alabilmektedir.


Şirketinizde hesap verilebilir olma kültürünü inşa etmeniz yeterli olmayabilir. Her gün onu güçlendirmek ve uygulanması konusunda destekleyici olmalısınız. Şirket kültürüne ufak eklemeler ile bunu başarabilirsiniz. Çalışanlar hangi davranışın ödüllendirildiğini, hangi davranışın cezalandırıldığını görerek o doğrultuda davranış oluştururlar. Hesap verenler ve sorumluluk alanlar ödüllendirilip, değer görüyorsa, diğer çalışanlar da bu yolda davranış geliştirmeye başlayacaktır. İlerleme ve gelişim mülakatlarında bunları konuşup konuşmadığınız belirleyici olabilmektedir. Terfi bilgilendirmelerinde bu konulara değinebilirsiniz.


Şirket kültüründe hesap verilebilirlik yerleştirmek için birilerinin ilk adımı atması gerekiyor. Bu ise liderin sorumluluğundadır. Bunun için sorunları, boşlukları belirleyip, gerekirse bir anket yapabilirsiniz. Bu bağlamda yöneticilerle, ortaklar ile, çalışanlar ile ve müşteriler ile konuşabilirsiniz. Bu bağlamda şu anki durumu analiz edip, sonrasında bir eylem planı hazırlamalısınız. Hangi davranış değişikliğini neden istediğinizi insanlara anlatabilirsiniz. Sonrasında eğer başarılı olunursa, bunu paylaşıp, kutlama yapmalısınız.


Lider olarak ekibinizle, hesap verilebilirliğin önemi hakkında konuşmalıyız. Onlara bu konu hakkında sorular sorabiliriz. Bu konu hakkında cevaplarını almak, bu konuya sahiplenmelerini artıracaktır. Onlara beklentilerinizi iletip, nelerin ödüllendi açıklayın. Onlarla direk ve sıklıkla iletişim kurun.

Kaynak:
Building Accountability Into Your Culture
https://www.lynda.com/Business-Skills-tutorials/Building-Accountability-Your-Culture/184923-2.html



Tuesday, December 5, 2017

Müşteri Tutundurma



Günümüz iş dünyasında sıcak satış ve yeni müşteri kazanma oldukça önemlidir. Pazarlama çalışmaları, dönüşüm artırma, dijital reklamlar, e-posta çalışmaları son derece faydalı ve katkı sağlayıcı konulardır. Bu konular önemli olmasına rağmen, daha da önemlisi elde edilen müşterinin tutulması ve kaybedilmemesidir. Bu eğitimde müşteriler neden bizi bırakır, onları müşterimiz olarak tutmak için neler yapılabilir üzerinde duracağız. Bunun yanı sıra, pazarlama bütçemizi bazı özel müşterilere nasıl harcayarak, en fazla dönüşü alabileceğimizi anlatacağım. Müşteri tutundurma adına kendi işine uygulayabileceğiniz basit  bir sistemi de size aktaracağım.


Tutundurma çalışması sırasında sıkça adı geçen sadakat sözcüğünün üzerinde biraz duralım. Sadakat, müşteri ilişkilileri oluşan bir durum veya bir belirtidir. Tutundurma çalışmaları ise sebeptir. Sadık müşteriler fiyattan, karşılarına çıkabilecek bazı garipliklerden, yanlış hizmet ve ürün teslimatından çok fazla etkilenmezler. Eğer doğru zamanda, doğru eforu ortaya koymaz isek, bu etkiyi yaratmak pek mümkün olmaz. Tutundurma çalışmaları, bu etkiyi oluşturmak için ortaya koyulan emekler ve eforlardır. Müşterilerime, pazarlama departmanı yapacağı bir sonraki promosyon ve kampanya hakkında bilgi veriyorlarsa, işlerinin yarısını eksik yapıyorlardır diyebiliriz. Müşteri tutundurma çok güçlü ve işin kalan diğer yarısıdır. Bu konuyu şu şekilde örneklendirebiliriz. Müşteri tutundurma sistemi olmayan bir müşterim, her çeyrekte 165.000$ 'lık bir gidere sebep oluyordu. Senelik ise yarım milyondan fazla bir rakama geliyordu. Bu rakam rakiplere kaybedilmekte idi. Amaçlanmış bir tutundurma çalışması olmadığı için müşteri kayıplarında artış oluyordu. Buna çözüm olarak ise basit bir müşteri tutundurma sistemi kurduk. Sonrasında iş dönüşüm geçirdi. Sonuç olarak müşteriler daha mutlu oldu ve daha fazla harcama yapmaya başladılar. Aynı durum başka bir müşterim için de ciddi bir artışa sebep oldu. Kuracağınız sistemin karmaşık olması gerekmiyor. Basit ve işleyen bir sistem olması bile, size ciddi olumlu sonuçlar sağlayacaktır. Size iki soru sormak istiyorum. Müşterilerinizin sadık olmasını istiyor musunuz? Onlarda bu izlenimi oluşturacak yeterli çalışmayı yapıyor musunuz? Unutmayalım sadakat müşterilerinizle ilgili değil, onu nasıl oluşturmaya çalıştığınız ile ilgilidir.


Bir müşteriyi kazanmak için ne kadar harcadığımızı bilmek iyi olmaz mıydı? Buna paralel olarak ise bir müşterinin değerini öğrenmek nasıl olurdu? Bu ve bir çok soruyu müşteri yaşam boyu değeri ile cevaplandırabiliriz. Bu değer işimizi daha iyi bilmemize ve bir müşteri kazanmak için, elde tutmak için kaç paraya kadar harcama yapabileceğimizi bize söyler. Bununla ilgili karşımıza iki kavram çıkıyor. Birincisi yaşam boyu kelimesi. Yaşam boyu kelimesi ne anlama geliyor? Bu değer 80 yıl demek değildir. Müşterilerimizin bu değerini hesaplamak için ölmesini beklemeyeceğiz. Her şirket kendi özelinde yaşam boyu değeri ile ilişkilendirdiği bir değere sahip olmalıdır. Örneğin müşteriler, sizin işinizde ortalama olarak 2 yıllık bir satın alma yapıyorsa, bu değer yaşam boyunun süresi olacaktır. Eğer satın almalarının süresi ortalama 15 yıl ise, yaşam boyu süresi 15 yıl olacaktır. Böyle bir değere sahip olduğunuz zaman müşterilerin ne zaman satın aldığını ve daha da önemlisi ne zaman satın almadığını bilebilirsiniz. Böyle bir değere sahip olmanız sizi müşteriyi içeride tutmanız veya kaybetmeniz konusunda daha donanımlı kılacaktır. İkinci kavram ise ortalama müşteri ifadesidir. Müşterilerinizi böyle tanımlamak çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Bakış açıma göre ortalamalar önemlidir. Ancak her müşteriyi ayrı bir birey olarak düşünmeli ve ele almalıyız. Herkes ortalamadan az da olsa daha iyi davranılmayı hak eder. Yaşam boyu değeri hesaplamak için çok farklı modeller bulunmaktadır. Sizlere en kolay ve basit olanını anlatacağım. Müşterinin yaşam boyu kazancı olan tutardan; satış, pazarlama, hizmet servisi gibi tutarların çıkartılması ile elde edilir. Örnek üzerinden gidecek olursak, bir müşterinin ilk satın alması ile size 100$ kazanç bıraktığını düşünelim. Bu müşterinin gelecek seneler boyunca sizden iki kere daha satın alma yaptığını düşünelim. Her satın alma işleminde 100$ kazancın yanı sıra 250$ tutarında satın alma yaptığını ele alalım. Basit bir hesapla müşteriden yaşam boyu süresince 500$ kazanç sağladığımızı görebiliriz. İlk satın almada 100$, sonraki seneki satın almalarında 200$, bir sonraki satın almasında ise 200$ kazanç elde ediyoruz. CLV (Customer Lifetime Value - Müşteri Yaşam Boyu Değeri) değerinin ilk değeri olarak 500$ elde etmekteyiz. Bunun ardından ise bu müşteriyi kazanmak için yaptığımız pazarlama, satış, hizmet teslimatı gibi masrafları çıkarmalıyız. Müşteriyi ilk kez kazanmak için 75$ değerinde bir Google Adwords reklam harcaması yaptığımızı düşünelim. İlk satıştan ise 100$ kazanmıştık.  İlk satıştan elde edilen değer 25$ olacaktır. Bu bağlamda 500$ toplamdan 75$ reklam masrafını çıkarınca 425$ kalacaktır. Bunun yanı sıra diğer giderleri de bu işlemden düşebiliriz. Ancak bu işlemler bütün müşteriler için geçerli olacaktır. Bazı şirketler ise yeni müşteri edinimi için bu 500$ olan bütçeyi tamamen müşteri kazanımı için harcamaktadır. Düşünce olarak ise, müşteriden elde edecekleri ortalama geliri artıracaklarını planlamaktadır. CLV hesaplaması yaparken, çok karmaşık olmaktan uzak durmanızı öneririm. Bu değer hakkında genel bir fikir sahibi olmak bile, bilmemekten daha iyidir.


Müşteri tutundurma adına yapacağınız çalışmalar, onunla aramızda olan ilişkinin anlamını belirleyecektir. Müşteri ile olan kişiselleştirilmiş iletişim, mümkün olduğu kadar otomasyona ve hazır sistemlere dayandırılmaktadır. Bunun sebebi ise maliyetleri düşürmektir. Yapılan tutundurma çalışmaları anlamlı, hatırlanabilir ve kişiselleştirilmiş olmalıdır. Bu alan çoğu firmanın takıldığı alandır. Örneğin gönderilen bir mesajda, Sevgili değerli müşterimiz diye atacağınız bir mesaj, ilişkinize zarar verebilir. Örneğin; bizi aradığınız için teşekkür ederiz, geri bildiriminiz bizim için çok önemli gibi cümleleri sıkça duyuyoruz. Gerçekten aramak önemli mi, gerçekten geri bildirimim değerlendirilecek mi sorular akla gelmektedir. Müşterilerimize dokunduğumuz her anı belirlememiz gerekiyor. Sonrasında bu anlarda yeterli kadar anlamlı, akılda kalıcı ve kişiselleştirilmiş şeyler yapıp yapmadığımızı gözden geçirmeliyiz. Müşteri ilişkilerinizi ne yaparak geliştirip, bu hamlelerin anlamlı hale gelmesini sağlayacağımız konusunda iyice düşünmeliyiz. Örneğin müşteriye satış sonrası kuracağımız ilk iletişimde bir yorum veya değerlendirme istiyorsak ve müşterimizin memnun olduğu konusunda emin değilsek, hatalı bir adım atıyoruz demektir. Bunun  yerine, Noah; yaklaşık bir haftadır uygulamamızı kullanıyorsun. Uygulamamızdan tam anlamı ile fayda almanı sağlamak için,  yapabileceğim bir şey var mı diye sorabiliriz. Burada basit bir şekilde söylediğim şeyi ve yaklaşımımı değiştirdim. Bir kişiye bir sorun yaşayıp yaşamadığını sormak, bizi hatırlanır kılacaktır. İki gün sonra uygulamam için 5 puanlık bir değerlendirme istemem anlamsız olacaktır. Diğer bir işlem, yeşil kalem ve kırmızı kalem testidir. Müşteri ile iletişim kurduğumuz, satış araması, müşteri memnuniyeti araması, web site içeriği, sosyal medya, email gönderimi, teklif gönderimi ele alınabilir. Burada kurulan iletişimi kırmızı ve yeşil kalem ile  değerlendirelim. Ben, biz, bizim gibi kelimeleri kullandığınızda ya da kendiniz ve şirketinizle ilgili olan ve müşteri ile ilgili olmayan şeyleri kırmızı kalem işe daire içerisine alabilirsiniz. Sonrasında ise sen, siz, sizin gibi ifadeleri yani müşteri için faydalı olduğunu düşündüğümüz ifadeleri arayıp, bunları da yeşil kalem ile daire içerisine alabiliriz. Eğer yeşilden fazla kırmızı daireye sahipseniz, bu konu üzerine çalışmalıyız. Bütün pazarlama çalışmaları, müşteri ile ilgili olmalıdır. Bizler daha çok müşteriye ne değer sunacağımızdan çok, kendimizle ilgili konuşma eğiliminde oluruz. Bu konu ile ilgili bir kaç sene önce yönetici grupları ile yaptığım çalışmalarda, kendilerinden ne kadar fazla bahsettiklerini görünce çok oldular. Özellikle de satın alma öncesi aşamalarda. Bunu görmeleri müşteri ile olan iletişimlerini yeniden değiştirmelerine sebep oldu. Tutundurmayı geliştirmek için, müşteriye dokunduğunuz noktaları belirleyip, kırmızı ve yeşil kalem testini uygulayın. Müşterilerimiz bizimle bazı konuları tartışmak isteyebilirler. Biz onlarla beraber konuşabilirsek, ilişkimizi anlamlı, hatırlanır ve kişiselleştirilmiş yapabiliriz.


New York Times veya Washington Post gazetesinin sadece bir gün bile yayın çıkarmama ihtimalini düşünebiliyor musunuz? Bunun olmasına ihtimal veremeyiz. Okuyucu alışkanlıklarına göre, gazete her gün çıkacaktır. Aynı konuyu müşteri tutundurma çalışmalarına uyarlarsak, süreklilik nicelikten daha önemlidir. Günümüz müşteri tutundurma çalışmaları için, ortalıkta dolanan bir sürü gürültü bulunmaktadır. İçerik pazarlaması konusunda süreklilik çok önemlidir. Bu konu hakkında tecrübelerimden örnek verebilirim. Haftada bir gün üyelerime düzenli olarak bilgilendirme epostaları gönderiyorum. Noah'ın Salı Nefis Lokması olarak adlandırıyorum. Her salı günü ne olursa olsun bu eposta gönderimi gerçekleşiyor. Benim hayatımda ne olursa olsun bu epostalar gönderiliyor. Tecrübelerime göre ne kadar tutarlı olarak müşteriler ile bağlantı kurarsak, onlar da aynı derecede bizimle iş yapma eğiliminde oluyorlar. Eğer müşterilerinizin etrafında dolaşmaz iseniz, sizi unutacaktır. Bir satış etkinliğinde söz alan kişi şöyle bir hikaye anlattı. Mutlu müşterilerden birisi, yeni bir proje bitirmişti. Fakat projeden sonra takip edilmemişti. Aradan bir ay geçtikten sonra en büyük rakibinin müşterisini çaldığını görmüştü. Ne olduğunu anlamaya çalıştığında, son projeden memnun olduğunu ve neden böyle bir şey yaptığını sorduğumuzda, hayır sadece birilerine ihtiyacımız olduğunda, aklımıza onlar geldi. Kusura bakmayın, size zarar vermek istemedik şeklinde cevap aldık. Sizce bu kişi düzenli olarak takip edilse ve ilgilenilse idi, rakibe gider miydi ve şirkete 47.000$ lık bir kayba sebep olur muydu? Çoğu firma yaptıkları işlerde süreklilik göstermemekte. Bir hafta blog yazısı yazıp, sonrasında bırakmakta. Bir hafta email gönderip, 6 hafta ara verip, sonra tekrar gönderim yapmakta. Müşteri tutundurma kısmında geliştirme yapmak için en basit adım bu çalışma olacaktır. Burada hızlıca aksiyon almanızı sağlayacak bir önerim olacak. Kendiniz için bir tane pazarlama yöntemi seçin. Bunlar haftalık email gönderimleri, her hafta ekleyeceğiniz bir blog yazısı olabilir, hatta fiziksel bir yöntem de olabilir. Ne yapacağınızı seçtikten sonra bir tarih seçiniz, sonrasında bir zaman seçiniz ve sorumlu kişi seçiniz. Eğer kendiniz yapacaksanız, en az 3 ay boyunca yapacağınıza dair söz veriniz. Eğer birine delege etti iseniz, o kişiyi gözlemlemelisiniz. Eğer müşterilerin karşısına her hafta çıkarsanız, kazanan siz olursunuz.


Müşteri kayıplarını şu örneği benzetebiliriz. Örneğin bir kovamız olsun ve bunu bizim işimiz olarak düşünelim. Sonrasında ise bu kovayı yukarıdan dolduran bir musluk olsun. Bu ise yeni müşterileri temsil etsin. Kovamızın yeni olmadığını ve altında bir delik olduğunu düşünelim. Musluktan ne kadar su aktığından bağımsız olarak, sürekli bu deliklerden kayıp olacaktır. Musluktan çok su akarsa, delikleri göz ardı edip, görmezden gelme ihtimalimiz oluşmaktadır. Bu hali ile kovayı sonuna kadar doldurabiliriz musluğu çok açıp, akan suyu çok artırırsak. Ancak musluktan su akmazsa, kovamız hızlıca boşalacaktır. İş dünyasında musluktan akan su miktarı zamanla değişiklik gösterebilmektedir. Kovada fazla su olması, işinizde fazla müşteri olması demektir Eğer bütün gücümüzü musluktan daha fazla su akıtmaya harcarsak, bir noktadan sonra kovadaki su miktarı değişmeyecektir. Böyle bir durumda, kovadaki su miktarını nasıl artırabiliriz? Eğer delikleri kapatmaya başlarsak kovada daha fazla su kalacak, işimizde ise daha fazla müşterimiz bizimle olacaktır. Müşteri kayıplarının bazı sebepleri şunlar olabilir; kafa karışıklığı, sizinle iş yaptıktan sonra kişiler kendilerini konforlu hissetmiyor olabilirler, beklentileri karşılanmamış olabilir, kendilerini hiçe sayılmış hissedebilirler, sorunları çözülmemiş olabilir, güven sorunu yaşayabilirler, sizden yeteri kadar iletişim çabası almamış olabilirler. Bizim için en önemli konu müşterinin bizi neden bıraktığını öğrenmektir. Bunu en iyi anlamanın yolu ise düzenli olarak o kişiden geri bildirim almaktır. Kişilere ürün beklentilerinizi karşılıyor mu diye sorabiliriz. Bunun için düzenli olarak anketler yapabilir, onlara mail atabiliriz ve telefon araması yapabiliriz. Burada önemli konu düzenli olarak müşteriye dokunmak ve size nasıl hizmet edebiliriz sorusuna yanıt aramaktır. Bu sayede kovadaki delikleri öğrenebilir ve sonrasında bunu düzeltmek için çalışabiliriz. Eğer kovamıza gelen su miktarı azalırsa, kovadaki su miktarı azalmaya başlayabilir. Eğer kovadaki delikleri kapatırsanız, bu size hızlı bir su artışı olarak dönecektir. Bunun için bu delikleri kapatmak için yeteri kadar zaman ve efor harcamalıyız.


Müşteri tutundurma stratejisi; ilk satış sonrası müşteriyi tutmak yapılan plan ve işlemlerin toplamıdır. Çoğu firma ilk satışı yaptıktan sonrasını çok düşünmüyor. Müşteri tutundurma zihniyetine sahip olmamız gerekiyor. Müşteri biz bir hamlede bulunmaz isek büyük olasılıkla tekrar geri gelmeyecektir. Müşterinin geri gelmesi, satış öncesi, satış sırasında ve sonrasında yaptıklarınız ile ilgili olacaktır. Müşterinin kendiliğinden geri geleceğini sanmayın. Bu kısmı bir kazanç merkezi olarak görmelisiniz. Bu bağlamda bu alan için de satış ve pazarlama gibi bir sistem kurmalısınız. Diğer bir adım ise, müşteriyi tutmak için ne kadar harcayacağınızı bilmenizdir. Örneğin bir müşterinin yaşam boyu değeri 500$ olsun, bu kişinin bir sorun yaşadığında bunu düzeltebilmek için yeterli bütçemiz var mı sorusu akıllara gelir. İyi şirketler müşteri sorunlarının X dolara kadar çözebilme yetkisini çalışanlarına verirler. Diğer önemli konu ise pazardaki yerimizi bilmemizdir. Örneğin en iyi servisi sunduğunu iddia ediyorsanız, kesintisiz ve iyi bir hizmet sunmalısınız. Örneğin Zappos isimli firma bu konuda çıtayı çok yükseğe kaldırdı. Örneğin sizi memnun edene kadar çalışıyoruz diyorsak, bunun için sürekli çalışan bir firma olmaya hazır olmalıyız. Bu bağlamda ne söylediğimiz şirket için çok önemlidir. Bu bağlamda müşteriler ile hangi sıklıkta iletişimde olduğumuzu ele alarak işe başlayabiliriz. Bir müşterim ile 90/45 kuralı ile işe başladık. En iyi %10 müşterimizle en geç 45 günde bir iletişim kurmalıyız. Bütün müşterilerimiz ile en geç 90 günde bir iletişim kurmalıyız. Şirket için en ufak bir satın alma yapmış kişiler için en geç 90 gün içerisinde 15 dakikalık bir telefon görüşmesi veya 30 dakikalık birebir görüşme yapmalıyız. Hiç bir şey yapmasak bile 90/45 kuralı bize ciddi bir katkı sağlayacaktır. Bu sizin işiniz için 30/15 kuralı şeklinde de uygulanabilir. Kendi işinizin koşullarına göre, şartları ayarlayabilirsiniz.


En değerli müşteriniz kim? Eğer iyi bir tutundurma stratejisi uygulamak istiyorsak, bu tanımı belirlemiş olmalıyız. En değerli müşterimizi belirlerken, ne kadar harcadığımız, bize ne kadar referans verdiği, bizi ne kadar desteklediği, kulaktan kulağa bizi ne kadar yaydığı gibi kriterler ön plana çıkmaktadır. Diğer bir başlık ise potansiyel en değerli müşteridir. Şu anda bizim için çok değerli olmasa da, gelecek için değer üretme potansiyeli olan kişidir. Değeri azalan müşteriler ise bir başka kategoridedir. Bu kişiler daha önce değerli iken, artık değerli halde değildir. Tek seferlik müşteriler ise başka bir kategoridir. Bu kişiler sadece bir kereliğine bizden satın alma yaparlar. Tutundurma adına bütçe harcayacağımız zaman, bu kategorileri bilmemiz ve bize gelecekte değer üreteceğini düşündüğümüz kişilere bunu harcamamız daha sağlıklı olacaktır.


 Jim Novo adı verilen bir sistem ile müşteriler üzerinde işlemler yapabiliyoruz. Burada yüksek potansiyeli olan ve şu anda yüksek değerli olan müşterileri elde tutmaya çalışıyoruz. Bunlar bizim için en değerli müşterilerdir. Şu anda düşük değeri olan ama gelecekte değeri yüksek olacak ve şu anki değeri yüksek gelecek için düşük değeri olan müşterileri de tutundurmaya çalışabiliriz. Elimizdeki bütün müşterileri bu dört gruptan birine dahil edebiliriz.


Bir kaç yıl önce ufak bir restoran sahibi bana geldi. Meşgul oldukları zaman, işlerinin büyümediğini söyledi. Onlara müşteri veri tabanlarını ve müşteri tutundurma çalışmalarını sordum. Böyle bir çalışma yapmadıklarını öğrendim. Çok basitçe müşterilerinin isimlerini ve bazı bilgilerini aldıkları bir sistem geliştirdik. 4 yıl süre geçtikten sonra altı bin müşteri verisi olduğunu öğrendim. Sonrasında bu müşteriler, işletmenin can damarı olmuşlardı. Sonrasında ise onlardan bazı farklı veriler de almaya başlamışlardı. Müşteri tutundurma çalışmaları için iki türde veri tutmamız gerekiyor. Bunlardan ilki demografik veridir. Onların kim olduğu, nerede yaşadığı, onlara nasıl eriştiğimiz, email adresleri, telefon numaraları bunlara dahildir. Diğer veri türü ise, satın alma davranışlarıdır. Örneğin müşterinin son satın alma yaptığı tarih, ne satın aldığı, ne kadar ödediği önem teşkil etmektedir. Satın alma davranışlarına bakarken, güncelliği, sıklığı ve parasal hacim bizim için değerli olmaktadır. Bir hafta önce satın almış bir müşteri bizim için 6 ay önce satın almış müşteriden daha değerlidir. Bizden sıklıkla satın alma yapan kişilerin, tekrar satın alma ihtimali de yüksektir. Yüksek ücretler ödeyen müşteriler, yine bu bedelleri ödeme eğiliminde olacaklardır. RFM  adını verdiğimiz modelleme ile bu üç başlıktan bir çıktı elde etmekteyiz. Örneğin bizden ayda 2 kere satın alan bir müşterimiz olsun. En son satın alması ise 3 gün önce olsun. Ortalama harcama tutarı ise 200$ olsun. Bu müşteri için değerli, az değerli, bizi terk etmek üzere gibi yorumlar yapabilir miyiz? Verilere göre bu bizim için değerli ve sadık bir müşteri demektir. Örneğin elimizde her ay satın alma yaparken, satın almalarını iki ayda bire çıkarmış bir müşteri kitlesi olsun. Bu kitlenin değeri bizim için azalmaktadır. Tutundurma çalışmalarını sağlıklı yapabilmemiz için elimizde doğru ve kesin veri olmalıdır. Bizden alışveriş sıklığının azalması, kişiyi rakibe kaybetmemiz anlamına gelebilir. Bu bağlamda bu kişilere doğru mesajı iletmeliyiz. Ufak bir işletmeniz olsa bile, verileri kağıt kalemle bile tutabilirsiniz.


Başımdan şöyle  bir olay geçmişti. Balık tutmaya gittim zaman, sürü halinde hareket eden balıklar, en önde giden balığın bir anlık duraksaması ve yön değiştirmesi ile tamamen yön değiştirdiler. Müşteriler de benzer hareketler yapabilirler. Buna paralel olarak ise şirketler, buna cevap vermekte geç kalırlar. Bununla ilgili bir şey yapacağı zaman ise, o müşteri ve bir çok müşteri kaybedilmiş olmaktadır. Peki müşteri kaybının nasıl önüne geçeceğiz. Örneğin son altı ay boyunca, her ay bizden satın alma yapan bir müşterimiz olsun. Birdenbire iki aydır hiç satın alma yapmadığının farkına varmış olalım. 2 ay sonra müşteri gelip tekrar satın alma yapmış olsun. Sonrasında ise dört aylık bir hareketin ardından satın alma yapmış olsun ve sonrasında ise tamamen gitmiş olsun. Eğer müşteri davranışlarına bakarsanız, müşteri gitmeden önce bazı sinyaller vermiştir. Bizim burada odaklanacağımız nokta, müşteride oluşan davranış değişikliğidir. Bir müşteride göreceğiniz davranış değişikliği, büyük olasılıkla başka müşterilerde de oluşacaktır. Örneğin sıklıkla alışveriş yapan sadık müşterilerinizin birden sesi çıkmaz oldu. Böyle bir durum sadık müşterileriniz için normal olmayan bir durumdur. Böyle bir durumda ise proaktif olup, bu duruma karşı bir hamle yapmamız gerekmektedir. Kişiye ulaşıp, ürün veya hizmetimizle ilgili bir sorun mu yaşıyorsunuz sorusunu sorabiliriz. Bu işlemi ise bazı otomatikleştirilmiş araçlar ile de yapabiliriz. Örneğin alışveriş sitelerinde ödeme yapmadan terk eden müşteriler için, sepetlerindeki ürünleri hatırlatıcı emailler atan sistemler bulunmaktadır. Bu durumlarda çok karmaşık ve uzun işler yapmak bir seçenek dururken, çok basitçe müşteriyi arayıp, basit bir email gönderip, iletişimi başlatabiliriz. İletişimi başlattıktan sonra, neler olduğunu daha iyi öğrenebiliriz. Genel olarak sorun olduğunda müşteriye ulaşmak onu size geri kazandıracaktır. İnsanların meşgul olduklarını ve bu sebeple sizinle iş yapmayabileceklerini unutmayınız. Herkesin çevresinde bir sürü olay olmaktadır. Bizim düşüncemiz işimiz için daha fazla geliri nasıl oluştururuz noktasıdır.


Örneğin bir müşteriyi kaybettik, onu nasıl geri kazanacağız? Bunun için müşteri geri kazanma kampanyası yapabiliriz. Şu anda bizden alışveriş yapmayan müşterileri yeniden kazanma çabası bizim için en hızlı gelir üreten ve kolayca uygulayacağımız seçenektir. En iyi müşterilerimiz şu anda bizden satın alma yapan müşterilerimizdir, bundan bir sonraki iyi müşterimiz ise, eskiden bizden alım yapmış kişilerdir. Kampanyaları üç adımda kurgularız. İlk olarak bu müşterileri gözden geçirip, kimler olduğunu belirleriz. Sonrasında bu kişilere nasıl yaklaşacağımızı belirleriz. Sonrasında ise sonuçları takip etmeliyiz. Kaybettiğimiz müşterileri, bizden satın almasını beklediğimiz ama almayan  kişileri bulup, bunların sebeplerini araştırmalıyız. Eğer ilişkimiz kötü bir şekilde sonlandı ise, bu kişilerle uğraşmak zaman kaybı olacaktır. Geri kazanma çabalarında en önemli etken, kişi müşterimiz iken kurduğumuz ilişkidir. Bunun etkisi %98 civarındadır. Şimdi konu ise nasıl yaklaşacağımız. Çoğu firma ilk olarak otomatikleştirilmiş, sizi özledik emailleri atıp, sonrasında indirim kodları sunarak yaklaşmaktadır. Tahmin edeceğiniz üzere, kişiselleştirilmiş yaklaşımı tercih edeceğim. Eğer kişilerin neden bizi terk ettiğini bilmiyorsak, onları satış personellerimizin aramasını isteyebiliriz. İlk adımı atmadan önce bizle olan durumunu öğrenip, onu iyileştirmeye çalışmalıyız. Eğer telefon ile ulaşamaz isek email ve normal mektup gönderimi yapabiliriz. Sonuçları ise sıkı bir şekilde takip etmeliyiz. İlk aramamızda geri kazanacağımız müşteriye,  sonrasında otomatik olarak giden geri kazanma emaillerini göndermemeliyiz.


Otomatikleştirilmiş çalışmalar iki kısımda ele alınabilir. İlki pazarlama alanında yapılan çalışmalardır. Siz uyurken bile kurulan sistem çalışmaya devam eder. İkincisi ise şirket içinde otomatikleştirilmiş müşteri verilerini müşteri tutundurma anlamında kullanmaktır. Şimdi konuyu örneklerle ele alalım. Örneğin bir restorana gittiğiniz zaman promosyon kampanyalarından haberdar olmanız için sizden müşteri kartını gerekli bilgiler ile doldurmanız istenebilir. Bu durumlarda genelde doğum gününüze özel bilgilendirme bilgilendirmeler alırsınız. Eğer otomasyon doğru kullanılmaz ise fayda yerine zarar bile verebilir. Örneğin konakladığınız bir otelde çok kötü bir deneyim yaşadınız. Sonrasında otomatikleştirilmiş olan müşteri tutundurma çalışmanız ile kişiye yorum yazması için bir email gönderdiniz. Böyle bir durumda kişinin negatif yorum yazması için tetikleyici bir etkide bulunmuş olursunuz. Bu bağlamda satış sonrası kurgulanacak otomasyon için dikkatli olmalıyız. Şimdi ise doğru kullanımları ele alalım. Direk ilk aşamada kişiden yorum almak yerine, ona bir hoş geldin maili atabiliriz ve burada yaşadığı tecrübenin nasıl olduğunu sorabiliriz. Kişiden değerlendirme istemek yerine, kişisel bir değerlendirme sürecine almamız daha olumlu etki yapacaktır. Kişiye yaşadığı tecrübeler ile ilgili sorular sormalıyız. Sonrasında ise kişiyi dikkatli bir şekilde dinleyip buna doğru şekilde yanıtlar vermeliyiz. Diğer kısımda ise iç tarafta veriyi nasıl otomasyon ile alıp, bunu doğru şekilde kullanacağımız konusunu ele alabiliriz. Örneğin öngörülere göre müşteri yaşam boyu değerine göre bir müşterinizin sizden geçen hafta satın alma yapması gerekiyordu. Fakat raporlara göre bunun gerçekleşmediğini görüyorsanız, bunu otomatik şekilde rapora dökebilirsiniz. Bu tür durumları raporlara dökerek, neler olup bittiğini takip edebilirsiniz. Bu durumda hemen aksiyon alıp, gerekli adımları atabiliriz. Başka bir örnekte ise Müşteri B her alışverişinde ortalama 100$ harcıyor olsun. Son üç alışverişinde ise sadece 10$ harcamış olsun. Bu tür durumlar için de size otomatik uyarı veren bir rapor sistemi kurmanız son derece değerli olacaktır. Bu durumlar size doğru veri ile ne tür işlemler yapmanız konusunda yönlendirici olacaktır. Kişinin geçmiş ve şu anki davranışları, gelecek davranışlar için size ışık tutacaktır. Otomasyon ise oluşan durumlara karşı ani tepkiler verebilmek için size fayda sağlayacaktır. Doğru kullanmaya dikkat etmeliyiz.


Çoğu şirket müşterilerine düzenli pazarlama çalışmaları yaparsa ve onlarla düzenli olarak iletişimde bulunursa, sürekli satın alacağını sanmaktadır. Aslında bu tümüyle doğru değildir. Süreklilik, nicelikten daha önemlidir. Ayrıca güncellik ve sıklık konusu da tutundurma çalışmaları için son derece önemlidir. Bunların yanında ise diğer bir önemli konuya dikkat çekmek istiyorum. Doğru gerekçe tutundurma çalışmaları için çok önemlidir. bulunacağımız çalışmalarda doğru zamanda ve doğru sebeple hareket etmeliyiz. Çoğu firma bu konuda hata yaparak, yanlış zamanda yanlış mesajlara verebilmektedir. Bunun sonucunda ise sadakat oluşturmada sorunlar olabilmekte ve doğru ilişkiyi sorunlar olabilmektedir. Doğru zamanda, doğru mesajı vermek bir arkadaştan telefon almaya benzerken, yanlış zamanda yanlış mesaj almak ise yüzümüzün ekşimesine sebep olacaktır. Örneğin çok mutlu olduğum bir firma beni takip etmiyordu. Aslında son olarak yedi ay önce onlardan haber almıştım. Yedi ay sonra takip için benden büyük bir web sitesinde onlar için değerlendirme yapmamı istediler. Böyle bir durumda şirket takip iletişimi yapmasa daha iyi olabilirdi. Bu kadar süre geçtikten sonra böyle bir istekte bulunulması, doğru olmamıştır. Kişilere doğru zamanda ulaşıp, yanlış mesajlar vermek de iyi bir hareket olmayacaktır. Peki doğru zaman ne zamandır? Müşteriler farkında olunmak ve değer gördüklerini hissetmek isterler. Bu bağlamda onlara yaklaşım sebebimizi iyi düşünmeli ve stratejik olmalıyız. Örneğin ürün teslimatı yapıldıktan sonra müşteriden hemen bir kullanıcı yorumu istemek nasıl olur? Müşteriniz ürünü kullanıp, gerekli faydayı görmeden ondan bir kullanıcı yorumu istemeniz pek doğru olmayabilir. Fayda görmek için ise ürüne göre değişken sürelerde 15-30-60 gün gibi süreler olabilmektedir. İlk aşamada müşteri ürünü alıp, kafasındaki soruları yanıtlayabildi mi kısmına odaklanmak daha doğru olacaktır. Eğer faydalı ve değerli bir şeyimiz yoksa söylemek için, bir şey söylemememiz daha doğru olacaktır. Bir toplantıda  yöneticilerden birisi müşterilerimiz bizim düzenli aramalar yapmamızı, emaillerde göndermemizi pek istemiyor. İnsanların çoğu meşgul. Sadece satın almaya hazır olduklarında bizden haber gelmesini istiyorlar. Bu söylem aslında yarım doğru olarak değerlendirilmelidir. Müşteriler aslında bizim yanlış zamanda, doğru olmayan yaklaşımlar ve gerekçeler ile iletişimde olmamızı istemiyorlar. Onlar için  faydalı olacak iletişime her zaman açık olacaklardır. Kişilerden yorum, değerlendirme gibi şeyleri ise doğru zamanda istemeliyiz. Müşteriye doğru yaklaşım için ise, karşımızdaki kişiye ek olarak hangi değeri üretip, onun yaşamına nasıl katkı sunabiliriz diye düşünmeliyiz. İletişimde bulunurken, bu söylem ona bir değer üretiyor mu sorusunu sormalıyız. Müşteriye yaklaşırken kendi bakış açımızla yaklaşmamalıyız. Bunu satın al, bu yorumu yaz gibi yaklaşımlarla  yaklaşmamalıyız.


Müşterilerime proaktif, basit ve etkili olduğunu düşündüğüm Pick-3 akışını öneriyorum. Her gün siz ve takımınız bir ar aya gelip, müşteri tutundurma adına üç adet yapılacak görev belirliyor. Örneğin üç müşteri arayabilir veya üç tane kaybedilmiş müşteriyi arayabilirsiniz. Diğer bir seçenek ise onlara el ile yazılmış mektup yollayabilirsiniz. En iyi iç müşterinize beklenmedik bir hediye gönderebilirsiniz. Bunun gibi iç tane basit işlem seçip, on beş dakika gibi bir sürede tamamlayabilirsiniz. Herkesin takım olarak katıldığı böyle bir işlem son derece etkili olacaktır. Her gün böyle işleri düzenli olarak yapmak ve yeni görevler eklemek alınan faydayı artıracaktır. Her çalışan için bu şekilde günde üç görev tamamlanması ve bunun şirkete yayılması ile beraber sürekli tekrar etmesi bir süre sonra binlerce işlem yapılması anlamına gelecektir. Bunun başarılı olması konusunda ise en az yedi gün deneme yapmanızı ve bunu takip etmenizi öneriyorum.


Şimdi yukarıda belirttiğim bazı örnekleri ayrıca ele alalım. Burada amaç müşteriye hemen bir şey satmak veya sunmak değil, onunla doğru bir iletişim kurabilmektir. Burada yapacağımız işlem bizim için en değerli olacağını düşündüğümüz üç müşteriyi seçip, onları aramak olacaktır. En son onların ne aldığını ne zaman aldıklarının da üzerinden geçmeliyiz. En son ne zaman iletişime geçtiğimizi de ortaya koymalıyız. Bunun yanı sıra 30 saniyelik bir google araması ile yeni bir haber olup olmadığına bakabiliriz. Bu diyalog içerisinde ürün satma girişiminde bulunmamalı, kendisine teşekkür ederek, yardımcı olabileceğimiz bir konu olup olmadığını sorabiliriz. Bu kişilere neden email veya mektup göndermediğimizi sorabilirsiniz. Bunu da yapabiliriz ancak bu kişilerin en değerli müşterilerimiz olduğunu unutmayalım. Bunu göz önüne alırsak email  yerine telefon görüşmesi yapmanın daha etkili olacağını söyleyebilirim.


Yakın zamanda müşterilerinizi tweetlediniz mi, snaplediniz mi, facebooktan dürttünüz mü gibi sorularla bu konuya başlayabiliriz. Günümüz dünyasında çok farklı iletişim yöntemleri bulunmaktadır. Müşterilerinize en son ne zaman el yazısı ile yazılmış bir not yazdınız? Bu görevde her gün üç adet el yazısı ile yazışmış not hazırlamayı ele alacağız. Email varken neden bunu yaptığımızı sorabilirsiniz. Buna vereceğim ilk cevap rakiplerinizden farklılaşmak olacaktır. Çoğu insan bir çok yerden otomatik olarak, bilgisayarlar üzerinden mesajlar almaktadır. Müşterilerinizi şaşırtmak ve onları mutlu etmek için yapacağınız en kolay şeylerden birisi bu çalışmadır. Bu şekilde müşterilerinize onlarla ayrıca ilgilendiğinizi de belirtmiş olursunuz. Aldığım en büyük itirazlardan birisi, binlerce müşterimiz olduğu ve bunu pratikte nasıl yapacağımız konusudur. Forbes dergisinde bir firmanın sene içerisinde  13 bin el yazısı not yazısını gönderdiğini okudum. Gerçekten çok büyük bir başarı. Bu yazıları ayrıca güzel posta kartları ile zenginleştirebilirsiniz. İçerik olarak ne yazacağımız konusuna gelince, basitçe kişilere teşekkür mesajı iletebileceğimiz cümleler olabilir.


Üyelik bazlı bir internet sitesi müşteri kaybediyordu ve sebebini anlayamamıştı. Müşterileri arayıp, ne olup bittiğini soran oldu mu diye sorduğumda bunu kimsenin yapmadığını öğrendim. Kişiler karmaşık şifreler oluşturmuş ve sonradan bunu hatırlayamamıştı. Ödeme sayfasına geldiklerinde siteye nasıl geri döneceklerini bulamadıklarından, üyeliklerini iptal etmeye başlamışlardı. Bu durum işletmeye binlerde dolar kaybettirmişti. Bu gibi durumların önüne geçmek için ise, üç tane yeni müşteri olmuş kişiyi günlük olarak arayabiliriz. Ürün veya hizmeti yeni aldığını ve her şeyin yolunda olup olmadığını, söylenenlerin yapılıp yapılmadığını sorabiliriz. Müşteri böyle durumlarda, her şeyin yolunca olduğunu söyleyebilir, vakti olup bakmadığını ama sorun olmayacağını düşündüğünü söyleyebilir veya bizi aramak üzere olduğunu ve bazı sorunların olduğunu söyleyebilir. Bütün bu senaryolar bizim için iyi bir iletişim ve müşteri tutunması için güzel fırsatlar sunmaktadır.


Müşteri sadakati ve tutunması sağlamak tamamen bizim çabalarımız ile ilgili konulardır. Müşterilere değer üretmek, onlar için faydalı olmak, ilgilenmek en önemli görevimizdir.


Kaynak:
Customer Retention
https://www.lynda.com/Business-Skills-tutorials/Customer-Retention/574679-2.html